&

..

giz

by deepnote

Şehr-i harikanın ıssız sokaklarında adımlarını sayarak yürürken abuk bir fikir takıldı ayaklarına.Gizemini çözmeye çalıştığı şey her ne ise aklını kemirmekten yorulmuş ve hayat sıradanına bırakmıştı kendini.Herkesin ağzında alışılagelmiş duyumlar ve rutin hayat ideası biriken tükürüklerinden her defasında sıyrılıyor ve karşısındakinin zihnine ıslaklıktan önce çarpıyordu.

Daha önce görmediği onlarca insanı hergün farklı yerlerde görmenin bir mantığa dayanması gerekliydi.Daha önce bilmediği onlarca yaşamın ortak noktasının yalnız olma dürtüsü gibi.

Sadece sineklerin etrafına çörekleneceği kadar ışık yayabilen-sokak lambası olma özelliğini hiçbir yere ait olmadığı için kazanamamış-mülteci ışık kaynağının altında bekledi bir süre.Bekleyişlerin süreleri yoktu oysa,bir an’da sürebilirdi bu süregeliş; bir ömür’de.İnsan hep bekler dedi ve beklemeli diye geçirdi içinden, oysa muhalif ruhu buna karşı çıkmak istiyordu,haykırmak istiyordu ağız dolusu hayırlarını.

Olmadı…

Uyumak bazen herşeyi kabullenmenin en kolay yoluydu.

Farkındaydı.

Zihnini izbe bir kenara bırakıp kuytuya uzattı ayaklarını ve mülteci ışımanın izlerinde boğularak yumdu gözlerini…

-muhlis ağgez tarafından yazıldı-

Arpacik

by itiraz

“Fillaki hakikatın yansımalarıdır, yanılsamalarım..
Özrü pârem yıkıltılı ömrümün bir sunakta arz-ı endamı o müjdeli tevekküle.

O ki en kutlu gününde hapsi hayatının, müthiş bir arzu ile ölmekte.

*Gelmekte ve beklemekte inecek bir -satır- sertçe, hece hece.
Bilmekte/gizlenmekte, tatlı dudaklarının arasında ve,
ucunda dilinin “tıpkı” bir arı gibi ağulu kelimeleri.
Kızıl tan dağılırken öğleyin, avurtlarına çökmekte moru menekşenin..”

Efsunlu fısıltıların arasında bir kaç cümle,

“…oysa insan denizi sevmeli, şarabı sevdiği gibi.
Denizi ve evine giden patikayı sevmeli. birde ışıldayan gökkubbeyi..”

***

Rabıtası ~meçhul, ile ab-ı hayatın değdiği anı dudaklarına.

bilmezdik dolanırken bir sarmaşığa
çıkmazına çıkacağımızın -çıkamayacağımızı- bütün sokaklarına…

*Sefil

by itiraz

…”

Yorgun, münzevi ıslak bakmak hayata,
mağrur, mağlup, muğlak olmak.

yıkık dökük, paramparça, iğrelti…

Siyahi geceye yüklenirken denizin martıları.. düşüp kalkıp, yürüyüp yorulmak. ölmek, bilemedin ölememek.

ne zor şey.

sevişmek, ağlamak, kaybetmek.

aramak bulamamak, susmak konuşamamak. Usanmak, kaçamamak. ölmek, bilemedin ölmemek..

ne zor şey.

ne zor şey…

durmadan ve usanmadan, susmadan, yorulmadan, kaçmadan.

köşesinde sakladığım, yarı saklı gizlerimin arasına sıkışıp kalmış buhranların acılarına,

durup dönüp, bakıp geçip, hazmedip yutkunurken,
donuk soluk, aciz mahluk, ne varsa,
yırtıp geçip, delikdeşik,
parça parça..

bir sabah uyanmak, yaşamaktan utanıyor olmak..

ama yaşamak.
bilemedin ölememek.

ne zor şey…

*01.08 15.08.11

Soğuk zamanlar ülkesine

by itiraz

bir yabani kuş, sıcak bir ıslık bırakırdı..

Soğuk zamanlar ülkesi, buzlu yamaçlarından aşağıya, bütün ihtişamıyla acınarak ağlardı,

“bir sonbahar gecesinin,
bitmeyen iniltisi vardı orada.”

bir adam söyleniyordu;

“…şimdi hafifim.
şimdi bir bulut gibi,
süzülüyorum kendi deryalarımda…”

bir damla gülücük konuyor yanaklarıma*.

Ve diyordu;

“… benden önce de vardıysa bu çorak araziler,
benimde yaşlandıysa çocukluğum burada…

yahut,
dudaklarımda bir türkünün hasiliyse buralar.

öyleyse,
ölmek için burada, her gün, güzel bir gün oysa…”

Bir trajedi dönüyordu,

“köşebaşında bir kartoncu sermayesini yakarak ısınıyordu.
yanında, sarıdan bozma çimenlikte elleri poyraz yemiş bir evsiz uyumaktaydı.

tam o sırada, bir balık kıyıya vurdu…
sarhoş adamın tükürüğü denize düştü.

ayaklar altında zıvanalar eziliyordu.
bir çığlık…”
orada,
ölü bedenlerin ruhları, teyakkuzda.

akıp giderken yağan yağmur kanallara, bir etten kan fışkırmakta.”

O,

“öykünmekte ki bir yolcu,
rastlarken bedbaht suratlara,

muktedir yalanlar saçıyordu etrafa.”
öyle ya, burası orasıydı..

“afaki yağmurların yağdığı,
farazi günahların üzerine.

ve geceler örtemezdi sesini,
acılar haykırırdı kenar mahallerinde…”

“maraz-ı mevt insanları
ikrar edemezdi, boyunlarına tutsak hissiyatları.”

belki bu yüzden, berkuklardı..
“sergerden kuşları,
kanat çırpmaktaydı.

göç ederken, kentin buğusuna.”

Zımba

by itiraz

‎”Ölümü tasavvur eden bir fani gibi duyguları kendinden mevhum bir gerçekliğe adledip, zihnimin ötesine tasnif ediyorum. Benden mütevellit bir geceyi lâhz ederken tahayyül edemediğim bir gerçeği ikrara varıyorum. Gecenin hiç solmadığı bir yerde farkındalığımın dışına taşan bir satıhta, hayatı müstesna kılıyorum.
-Bir suâl vuku buluyor aklımda .. Var olma çabasının anlamsızlığına. Ruhum teyakkuzda. Mamafih benden öte her bir anda, eriştiğim bir huzursuzlukta, sancıyorum usulca.

Bir söz dönüyor kulaklarımda,

“Yaralarım”
diyorum, onları taşımak için vücudumda…

-doğmuşum oysa.

Tahû lahz-e

by itiraz

Hayat çok ilginçti…

Hayat,

Makus tarihte izi ardında kalan mükerrer karakterlerdi. Berisinde tevazûyla, doğrularımıza teğet geçen yanlışlar bırakıyordu. Gecenin düşkün ve küskün ağartısında asice yürüyordum. Banklara sinmiş hokkabaz kediler, tüylerinin arasına hapis mahmur uykularıyla etrafı seyrediyorlardı. Kırık şarap şişeleri ayaklarımın altında çatırdarken, mukaddese ermiş hoşluğum baykuşların ürpertisine galip çıkıyordu. Bugün başkaydı. Bugün kanlı lağım farelerinin gecesiydi. Ardışık, tümleşik, birleşik çirkin ne varsa, bugün onların gecesiydi. Arka sokaklarda birilerinin sikilmiş hayalleri duvar diplerinin kenef kokusuna karışıyordu. Çığırtkan martılar ıslıklarıyla, ölülerimizin topraklarını serpiştiriyordu. Bugün bambaşkaydı..
Tabiat en aşağılık duygularıyla eğleniyordu.

Ufukta, acaba orada neler oluyor ışıklarının altında da hiçbir şey olmuyordu.
Birilerinin çıplak etine ucu yanık kör günler saplanıyordu.

Düşler; şizofren piç kuruları,
Aklın taze yaralarında kanla beslenen böcek larvalarıydı.

Bir yerlerde birileri babalar gibi cigarasına asılıyordu. Hayat, hakkın adaletini görüp halkalardan başına hale yapıyordu. Bu hikayenin kahramanının yaşadığı dünya da tanrının sikrettiği “burası olmayan” bir yerlerdi.

boka batmayanların tek becerisi, yüzebilmekti.

Hayat, ağdası gecikmiş kadın bacağından sarkan kurbağaydı.
Hiçbir anlamı yoktu.

belki,

bazen anlatılanlar pek azdı…

Konular ve başlıkları

by itiraz

Konuşmak için konuşmaktan kasti değil elbet, yazmış olmak kadar devrim. Arayışlar ve cevapları..
Yalnızca düşsün istemek kimi zaman, bir şey belirtmeden, farkedilmeden.
Yalın başına..

Olmadan kendilerini sınıflayan başlıkları.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.