Yatakta yanyana uzanıyoruz.

Bana bir hikaye anlatıyor. Hikayenin bir yerinde küçük ve saçma bir kelime oyunu var. Hikayeyi komik kılıp anlatılması gerekliliğini burası üstleniyor. Hikaye bittiğinde yüzümde gülümseme izleri arıyor. Uzağından bile geçmiyorum. Ona göre hikaye çok komik. Gülümsememem için tek geçer sebep, kelime oyununu anlamamış olmam. Anlattıklarını kafamda analiz edip,  espriyi keşfetmem için bir kaç saniyelik müsamaha da bulunuyor. Bu esnada da anlamsız bakan gözlerime gülümsemekten kaçınmıyor. Herhalde kelle gibi sırıtmasının altında “burada gülünecek birşey vardı” anlamadın mı? ipucusu var.

Kayıtsızlığıma tanıdığı tolerans sona erdi. Ona göre, barışçıl yolları sunmuş olmanın rahatlığıyla dilediğince konuşabilme hakkına geçiyor şimdi.

-Anlamadın mı??

+Hayır.

(susarak bu kadar basit olmanı diyorum.)

+Anlamadım.

Tekrar başa sarıyoruz. Kelime oyununa tekrar gelip uzun ve farklı vurgularla algılamamı becermeye çalışıyor.

-uğraşamayacağım-

O hâla bilmem kaçıncı tekrarıyla yeni noktalarına bıraktığı vurguları, ikiye böldüğü kelimeden ulama ile yaptığı kelime oyununu zeka pırıltısı zannediyor. Dolayısıyla anlayabilmem kolay değil. Defalarca tekrar etmeli, belki öyle anlayabilirim. Bu zannın hissiyatını gözlerinde görmek, ellerinin, mimiklerinin normalin dışında izahkâr çabalaması beni olağanüstü geriyor. Düşmek üzereyim.. Herhalde gülme hakkımı kendinde saklı gördüğünden midir nedir azimle hâla anlatmaya devam ediyor. Bir kez daha duymaya tahammülüm kalmadı. Bu kadar ucuza mutlu olabilmesi beni ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren kısmı,  bana da bununla mutlu olmamı dayatması. Artık dayanamıyorum!.

-Yeter.

Hiç birşey anlamadı. Hatta “yeter”ime kadar hâla hikayesini anlamaya çalıştığımı düşünüyordu. Anlasaydı;

+ Pff! konuşulmuyor seninleee deee.

demezdi.

Umursamıyorum.

Aynı tantana devam ediyor…

Sorsan, hiç birşeyi farketmeyen benim.. oysa anlaşılmaz insan falan falan..

-Sustu.

sabah gecikmeyeceğim. teşekkürler.

Reklamlar