Belki bir gün onları tekrar görür görür ve vazgeçerim.* Yalnızca…

Mütereddit mesafeler bıraktım hayatla arama. Toplumun terbiye ettiği yabaniliğimde sakıncalı düşlerim gizliydi. Kentin kemiklerimi sızlatan içselliğinde, boktan bir dağ türküsünün eşliğinde, konserve yaşamlara aldırmadan uzayan tükürük gibi düşmeye çalışıyor ağzımdan. Küfrediyor dilim. Damağıma yapışıyor sözcüklerim. Ne zaman sancısa bulutlar, daralıyor ilmiğim. İçeriden bir yabancı; bak diyor orada! Afili bir kayık var kıyıda, bin üzerine bin ve git. İki eliyle bacaklarıma yapışmış tutkun ve vurgun bir vazgeçememe daraltısı. Çek git diyorum bende ona, dinlemiyor. Beni sensiz bırakma ağlayışında.

Heybemde umut var diyorum, sofram yalnız kalıyor. Tenezzülleri ziyankar insanların, arayışları çok uzak. Tutunamayışları sığdıracak çekmecelerim de kalmadı artık, kapılardan şehre taşıyor- insanlar buluyor onları ceplerinde saklıyor. Eklem yerlerinden kopmuş hayatlar, peyderpeye taksim edilmiş hayal kırıkları var ortalıkta.

*Bazı sokaklarda hep rüzgar esiyor. *işte o sokaklarda kışın hüzünlü yaprakları, yazları yeşeriyor. İnsanlar geçiyor, insanlar duruyor. İnsanlar geçiyor. sonra hiç durmuyor…

Bu kentin sokaklarında isyan var. Bu kentin sokaklarında bir itiraz…

Hoşçakal buseli öpüşler sıçrıyor insanlara…

Reklamlar