Şehr-i harikanın ıssız sokaklarında adımlarını sayarak yürürken abuk bir fikir takıldı ayaklarına.Gizemini çözmeye çalıştığı şey her ne ise aklını kemirmekten yorulmuş ve hayat sıradanına bırakmıştı kendini.Herkesin ağzında alışılagelmiş duyumlar ve rutin hayat ideası biriken tükürüklerinden her defasında sıyrılıyor ve karşısındakinin zihnine ıslaklıktan önce çarpıyordu.

Daha önce görmediği onlarca insanı hergün farklı yerlerde görmenin bir mantığa dayanması gerekliydi.Daha önce bilmediği onlarca yaşamın ortak noktasının yalnız olma dürtüsü gibi.

Sadece sineklerin etrafına çörekleneceği kadar ışık yayabilen-sokak lambası olma özelliğini hiçbir yere ait olmadığı için kazanamamış-mülteci ışık kaynağının altında bekledi bir süre.Bekleyişlerin süreleri yoktu oysa,bir an’da sürebilirdi bu süregeliş; bir ömür’de.İnsan hep bekler dedi ve beklemeli diye geçirdi içinden, oysa muhalif ruhu buna karşı çıkmak istiyordu,haykırmak istiyordu ağız dolusu hayırlarını.

Olmadı…

Uyumak bazen herşeyi kabullenmenin en kolay yoluydu.

Farkındaydı.

Zihnini izbe bir kenara bırakıp kuytuya uzattı ayaklarını ve mülteci ışımanın izlerinde boğularak yumdu gözlerini…

-muhlis ağgez tarafından yazıldı-

Reklamlar