Hayat çok ilginçti…

Hayat,

Makus tarihte izi ardında kalan mükerrer karakterlerdi. Berisinde tevazûyla, doğrularımıza teğet geçen yanlışlar bırakıyordu. Gecenin düşkün ve küskün ağartısında asice yürüyordum. Banklara sinmiş hokkabaz kediler, tüylerinin arasına hapis mahmur uykularıyla etrafı seyrediyorlardı. Kırık şarap şişeleri ayaklarımın altında çatırdarken, mukaddese ermiş hoşluğum baykuşların ürpertisine galip çıkıyordu. Bugün başkaydı. Bugün kanlı lağım farelerinin gecesiydi. Ardışık, tümleşik, birleşik çirkin ne varsa, bugün onların gecesiydi. Arka sokaklarda birilerinin sikilmiş hayalleri duvar diplerinin kenef kokusuna karışıyordu. Çığırtkan martılar ıslıklarıyla, ölülerimizin topraklarını serpiştiriyordu. Bugün bambaşkaydı..
Tabiat en aşağılık duygularıyla eğleniyordu.

Ufukta, acaba orada neler oluyor ışıklarının altında da hiçbir şey olmuyordu.
Birilerinin çıplak etine ucu yanık kör günler saplanıyordu.

Düşler; şizofren piç kuruları,
Aklın taze yaralarında kanla beslenen böcek larvalarıydı.

Bir yerlerde birileri babalar gibi cigarasına asılıyordu. Hayat, hakkın adaletini görüp halkalardan başına hale yapıyordu. Bu hikayenin kahramanının yaşadığı dünya da tanrının sikrettiği “burası olmayan” bir yerlerdi.

boka batmayanların tek becerisi, yüzebilmekti.

Hayat, ağdası gecikmiş kadın bacağından sarkan kurbağaydı.
Hiçbir anlamı yoktu.

belki,

bazen anlatılanlar pek azdı…

Reklamlar