bir yabani kuş, sıcak bir ıslık bırakırdı..

Soğuk zamanlar ülkesi, buzlu yamaçlarından aşağıya, bütün ihtişamıyla acınarak ağlardı,

“bir sonbahar gecesinin,
bitmeyen iniltisi vardı orada.”

bir adam söyleniyordu;

“…şimdi hafifim.
şimdi bir bulut gibi,
süzülüyorum kendi deryalarımda…”

bir damla gülücük konuyor yanaklarıma*.

Ve diyordu;

“… benden önce de vardıysa bu çorak araziler,
benimde yaşlandıysa çocukluğum burada…

yahut,
dudaklarımda bir türkünün hasiliyse buralar.

öyleyse,
ölmek için burada, her gün, güzel bir gün oysa…”

Bir trajedi dönüyordu,

“köşebaşında bir kartoncu sermayesini yakarak ısınıyordu.
yanında, sarıdan bozma çimenlikte elleri poyraz yemiş bir evsiz uyumaktaydı.

tam o sırada, bir balık kıyıya vurdu…
sarhoş adamın tükürüğü denize düştü.

ayaklar altında zıvanalar eziliyordu.
bir çığlık…”
orada,
ölü bedenlerin ruhları, teyakkuzda.

akıp giderken yağan yağmur kanallara, bir etten kan fışkırmakta.”

O,

“öykünmekte ki bir yolcu,
rastlarken bedbaht suratlara,

muktedir yalanlar saçıyordu etrafa.”
öyle ya, burası orasıydı..

“afaki yağmurların yağdığı,
farazi günahların üzerine.

ve geceler örtemezdi sesini,
acılar haykırırdı kenar mahallerinde…”

Reklamlar