“İnsanlar, yalnızca iki korkuyla doğarlar. Yani insanın dünyaya beraberinde getirdiği iki korku vardır. Bunlardan biri, acayip sesler karşısında hissedilen korku; diğeri de düşme korkusudur. Bunların dışındaki bütün korkular ise sonradan kazanılır veya kazandırılır.”

Bu yazıyı kaleme aldığım tarih, 13 Haziran 2013. Toplumda infial yaratan gezi parkı direnişinin 17.günü. Geçtiğimiz 17 günde onca bâdire atlattık. Tepemize sağanak yağmur gibi bombalar yağdı, kimi zaman boğularak öldürülmeye çalışıldık, kimi zaman vurularak. Haklarını vermeliyiz, bu hususta başarısız olduklarını söylemek maalesef mümkün değil. Şimdiye değin geçen süreçte, ana akım yerli medya, diktatorya figüranlarının çanakçılığını layıkıyla yerine getirdi. Manipülatif bilgiler ve dezenformasyon öylesine yoğundu ki, içinde olduğumuz alan ile o alanın o ânına dair duyduğumuz bilgi, eylemin pratiğini icra edenlerimizi dahi şüpheye düşürüyordu. Bu şiddetli psikolojik baskılarla mücadele etmek o kadar kolay olmadı. Eylem pratiği görece fazla olan arkadaşlarımız, paniğe kapılanlarımızı sakinleştirdi.  korkutulmaya çalışıldık. Kimimiz bu psikolojik savaşa, kazandırılmış korkuya, yenik düştü. Daha fazla devam edemeyenler oldu, yüzlerce olup geri geldiler. Diğer her şey gibi, kendi bilgi ağımızı da kendimiz inşa ettik. Esas güçlü kimdi bunu biz biliyorduk, ve kabul edecekler ki, bu gerçeği değiştirmek için, ateşli tabancalar, bomba, kolluk kuvveti, ve lejyonerlerden daha fazlasına ihtiyaçları var.

Meydandan, Gezi Parkı’na, çıkmadan hemen önceki merdivenin ilk basamağında şöyle koca bir yazı vardı; KORKUNUN EŞİĞİNE 19 BASAMAK. Ve parkın öteki ucundaki girişte, sıkıcı politik söylemlerden arık, halkın bastırılmış tüm duygularıyla inşa edilmiş, direnişin kendine özgün mizahi diliyle boyanmış bir başka yazılama; Geziye doğru İşgali Göreceksin, Sakın Şaşırma! Bunları bir şekilde görmüşseniz, duymuşsanız, fiilen içinde bulunmamış olsanız da, kendinizi bir gezi parkı direnişçisi hissediyorsanız, artık 20. basamaktasınız. Ve görüyoruz ki, 20. Basamaktayız ve bir yere düştüğümüz yok. Ses bombalarının patlama efektlerini umursamıyoruz, bizimle koşuyormuş gibi berimizde seken gaz bombasının çıkarttığı tınıyı biliyoruz. Toplumca aşılması gereken, kafamızdaki o zihinsel bariyerleri aştık, iktidar ve otorite artık bizi korkutamıyor. Çıplak ayaklarımızla toprağa değmenin, çimenlikte boylu boyunca uyumanın, ne kadar üzeri jelatinlenmiş bir mahrumiyet olduğunu anladık. Bir çok insan bugüne değin, ambalajlanmış hayatlar yaşadığını farketti. Bu kandırılmışlık hissi, yazılmış bir gelecek senaryosunda işlenildiğini hissetmek, apolitik kitlenin bu denli politize olmasının altında yatan hakikatti. Anlamsız hayatlarına anlam gelenlerin de, bilinmedik bir dilden haykırışı oldu gezi. Öğrendiğimiz, öğreneceğimiz, inşa edeceğimiz dilden bir haykırış.

Bundan sonra ne olacağını herkes merak ediyor. Birilerinin söylediklerini hâla önemseyenler var, parkın geleceğini, ne olacağını, ne olmayacağını. Şimdilik henüz bunu kestirmek mümkün değil, belirsiz bir ne olacak var ve gayet belirgin bir, “ne oluyor” da.  Biliyoruz ki, koca bir halk ilk defa aynı güzel rüyayı görüyor geceleri. En güzel özgürlük rüyasını. İşte bu yüzden, ortak hafızamıza yer eden düşümüzü yıkmaya hiçbir kuvvetin gücü yetmeyecek.

Reklamlar