“Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.
Çektiğim alamı bir ben birde Allah’ım bilir.”

 

 

O hassas müzik, o güneşin göz kapaklarımdaki turunculuğu .. İşte yalnızca bunun için, yalnızca bu mahluk yaşamda bana bunu bahşettiği için o bahsettikleri tanrıya bile inanabilirim.. Şimdi bu dehlize düşmüş hakikatli ruh sallantılarımı, bedenimin de mi titrediğini anlayamadığım, o, gerçekten daha hakikilik hissi. Ardından, usul bir uykunun iğne ucundan girerce, bileklerimden başımın tepesine değin yükselip, kulaklarımı yukarıdan aşağıya doğru kızartan o ılık uğultu için. Duramam. Şimdi, o yüzüme yansıyan akkor ışığa, ayaklarımı sıkıştırmak istediğim bir aralığa, elmacık kemiklerimde hissettiğim yorulmuşluğa, temas etmenin hazzı yaşattığı sinir uçlarıma, çıplak ayaklarımı yatağa sürterek bir dinginlenme sürecine girerim. Biraz sonra bir rüyanın başlayacağını bilirim. Hassas burnumu onlarca kokunun içinden, içimde bir şeyleri canlandıracak küçük bir şeridin aktığı yere çevirir, düşünmeye başlarım. Düşünürüm, becerene değin kelimelersiz. O gözümde canlandırmadığım, ama hissini yarattığım, ama gözümde canlandırsam salon renkli bir beden ve  çizgi bakışları, tükenmez bir kavram mücadelesini  irdelediğim o insanı yaratırım. Gece boyu sayısız şemâle ve tanıdığım ruhlara döner, bütün gün karşılaştığım insanlardan herhangi birisi olur, yalnız bana ”diriliğin anlamsızlığını ifade edene değin. –keşke ruh bedene hiç düşmeseydi.-  Sonsuzluğu yaşamayı anlamayı, sonsuzluğun nasıl olduğunu kavramaya çalışırım.

Ne olduğunu biliyor da, nasıl başlayacağını bilemiyor insan. Bilemiyor da, kelimeler işte. Sanki şifa verecek bir merhem gibi, sanki tek derdimiz buymuş gibi, bazen söz söylemek bazen söz yazmak istiyor… Bazen konuşamıyor, ama ağlayamıyor da. Habis bir anlamlı kılma arzumuz…  İşte o, ne korkunç bir çaba… İki yıl önce gözpınarlarımın kurumaya başladığını söylemişlerdi. O günden beri gözlerimi çizgi gibi kısmadan güneşe çıkamıyor, birde hıçkıra hıçkıra ağlayamıyorum… Şakağımda bileylenmiş bir bıçak gibi keskince canlanan o damarı ne zaman hissetsem… ki en çok ne zaman hissetsem… Kıymetini bilin dostlarım, yalnız uykusu gelince hafifçe ıslanan bir çift gözün, insanların içindeki karaltıyı gördükçe yaldızlanmasını, güneşe yüzünüzü dönüp ruhunuza yansıyan aydınlığı hissedememenin, hiç olmadı ağlayıp rahatlayamamanın ne menem bir dert olduğunu anlayın. Ağlayın, gücünüz yettiğince ağlayın.

Kim bilir, belki ben de bir sinir krizi gelmeden ağlarım…

 

Reklamlar