Geceleyin sokaklarda çok sarhoş olmanın asıl güzelliği; güven içinde hayatta kalmanın giderek tehlikeye girmesiyle birlikte, bunun pek de bir şey ifade etmemeye başlamasındadır. Ama yine de, bir çok sabaha yalnız güzellikler kalmaz. Peyderpey taksim edilmiş pişmanlıklar,hatırlandıkça yeniden ve büyüyerek canlanırlar. Kafayı bulmak; kişinin kendindeki cerahâtı tahlil ettiği eşli, dostlu, yalnızlı, kalabalıklı bir ritüelidir. Sarhoş olunmuş bir gecenin gündüzü, kaygılı-kuşkulu ruh hâlinde işletilmiş mekanizmalar, pek çok kez ertesi güne bakiyesi devretmese de, olağan dışılıklar üzerine böyle provalar yapmakta fayda vardır. Ne de olsa, hayat denen düzeneğin stabil bir çalışma prensibi olduğunu söyleyemeyiz.

Hayatta kalmak iki noktadan önemlidir. Birincisi, bu başlı başına bir eylemlilik halidir. Bütün denklemleri, olasıklıkları, varyasyonlarıyla bir bütün hâlde, orada öylece kanlı canlı duruyor olmak, henüze değin var olmuş her şeye dair sıkı bir tehditdir. Umut yada mukadderat, inanç yada hırs. Adı her ne ise. nihayetinde, şu lanet yeryüzünde her şeyin mümkün olması, bir kibritle binaları havaya uçurabilme ihtimalin, teorikte olsa bu muazzam potansiyel heyecan verici, korkutucu ve çekicidir. İnsanlık tarihinin en eski bağımlılığı da budur. Tüketmediği gün ölür insan. Aksini ispat etmek büzük meselesidir.

İkincisi, hayatta kalmak bir eylemsizlik halidir. Çünkü hayat monolitiktir. Durmakta olanın yapmakta olduğuna eylem demek teori de mümkündür. Her ne kadar pratikte işlemeyeceği apaçık olsa da, bu onun ne olduğu gerçeği üzerine pekçe kafa yormuşluğun problemidir. Aynı; bir üzüntüyü ruhun eylemi gibi görmek nasıl mümkünse, onu görmememin de mümkün olduğu gibi. Fakat eylememek de bir eylemdir, ve bu iğrenç döngünün bir sonu yoktur. Ancak şunu demeliyiz, fazla felsefenin baş ağrısı yapacağı muhakkaktır ve bazen buna hiç gerek yoktur.

Öyleyse, hayat bir eylemek ve bir eylememek problemidir. Bazen eylemek bir eylemeyiş, bazen bir eylemeyiş, bir eyleyiştir. Şuradan bu böyledir, ve şuradan bu başka bir şey. Şuradalıklar, buradalıklar, oradalıklar tatlı su balıkları, gazoz kapakları hepsi şeydir. ŞEYLER GİBİ ŞEYDİR.

Sarhoş olmanın, uçmanın, götü kaybetmenin hiç de beyhude olmayan kafayı bulmağa denk düşmesi tesadüf değildir. Yeryüzünde gördüğüm tek tesadüf kendime dokununca hissettiğimdir. Dil hayatın kendisi kadar gerçektir.

Kimi düşünceler uyuştukça berraklaşır. Kimi düşünceler, üstüne yorgan serince ısınır. Kimi düşünceler çok düşünce, kafa yükselir. Kafalar yükselince, düşünceler aşağılaşır. Düşünceler aşağılaşınca, garip şeyler olur bilirsiniz. Garip şeylerin kokuları da bi’ gariptir. Yani ne zaman garip şeyler olmaya başlasa, kokular da değişir. Kokular demişken, göz kısılması da işin içine dahildir. Bir vahşi kedi gibi, nefesini tutup gözlerini kısarak, daha derinde hissetmeye başladığın kokular. İnsanlar bir hisde yoğunlaşmaya başladıklarında, göz temasıyla hissedilen kıvamlı kokulardan bahsediyorum. Başka bir alemde tanınmış, anımsanan, zuhreden, duhleden, zerk olmuş kokular. ÇİĞ gibi kanına yapışıp, sinir uçlarında dolaşır, oradan beynine çıkar ve bekler. Siktir olup gitmez. Bekler de bekler.

Yükselmek kadar dibe vurmanın da kendine has bir şöleni vardır. Daha fazla ne olabilir ki dediğin anda gülümsemelisin. Gittikçe durumun kendisinden tuhaf zevkler almağa, içine düştüğün şöleni maskeli baloya çevirmeye başlar, böylece yeni duyumsamalar yaratırsın kendine. Kırbaçla sevişen insanlar var, böyle düşününce alışması kolay da olur. Bu, dışarıdan, bir çeşit sıyırma alameti gibi görülse de, işin aslı hayatla başa çıkmayı öğrenmişlerin diliyle okunabilen bir hâla buradalık halidir. Kimi şansölyeler kalkar, çemçük ağızlarıyla bir şeyler vızıldarlar, birilerine maddi bilgiler vermeyi kendilerine vazife edinirler. Bir dibe vurmuş bilgiyle ilgilenmez. Bir dibe vurmuş, sıcak sulara doğru göç eden balık sürülerine karışıp mercan resiflerinde kendini yaşamaya ikna edecek bir algı arayandır. Fakat muhtemelle kuvvet bulamayacak olandır da. Dibi görenin, bundan sonra göreceği şey hep diptir. O yüzden şansölyelerin koca ağızlarını oral seks için kullanmaları daha çok mâkbule geçecektir.

bazen şey olur,
bir anı, bir kare, bir hatırat vardır tamam mı
gündelik yaşam esnasında, alışılagelmiş işlerini yaparken
ve yaptığın bir çok şeyi, yapıyor olduğundan değil de ezberlediğinden dolayı yapıyorken
birden, daha bir parlak canlanır gözümün önünde
o anda, onu sanki ömür boyudur düşünüyor olduğumu zannederim
daha doğrusu onu ne zamandır düşünüyor olduğumun ayrımına varamam, çünkü o
ezbere yaptığım her iş esnasında bir yandan benimledir, gözlerimin önündeki şeffaf bir perdeye yansıyan, imajdır, hareket eden bir görüntüdür
bu sersemletir,

sonra herşeyi bırakıp özellikle akşam olup yatağıma serileceğim anı iple çeker
bütün bir günümü, gecemi hatta bırakırsalar aylarımı
o anı düşünerek, bir daha olabildiğince hissetmeye çalışırım
çalışırım derim ama,
akşamleyin unuturum ve yapmam.
yada o gitmiş yerine başka birşey gelmiştir.
ve o da artık önemini yitirmiştir.

Dilimin üstünden diller geçiyor. Düşüncelerimin üstünden düşünceler. Duyduğuma göre, rayların üstünden de trenler.

Reklamlar