“Canım acıyor.” Diyorum. Ne zamandan beri? diyor.
-Bilmiyorum.

Bilmiyorum, inan ki. Sanki hissetmeye başladığım ilk şey canımın acısıymış gibi, uzun zamandır canım acıyor.

(Konuşmaya devam ediyoruz.)

-Evet. diyor. -Seni dinliyorum, nasıl bir acı anlatır mısın?

(Nasıl anlatayım?)

-Zamanımız yetecek mi?

(Yetmeyecek. Zaten anlatılanlar hep biraz eksiktir öyle değil mi? Ben sana ne anlatsam EKSİK kalacak. Hatırladıklarım, unuttuklarım kadar.)

Biraz başlıyorum anlatmaya. Kesiyor, en gerilerden diyor, geri sarıyorum. Aylar yılları, hatıralar acıları takip ediyor.  Hafif bir karışıklık içerisinde notlar giriyor tarihçeme. Koca bir aralık hiç olmamış gibi, ben orada tıkanıyorum; -o yılları hatırlamıyorum diyorum. nasıl? hangi yılları? diyor -hangi yıllar olduğunu bile hatırlamıyorum, yok ben de diyorum. Oturup parmak hesabıyla tutturmaya çalışıyoruz kayıp zamanı. Ben bir kez daha  yaşıyorum, Sonra benim hatıratlar birbirine, çağrışımlar üzüntülere, üzüntüler hasta gülüşmelerime karışıyor.

Serin bir hava fakat ben yine… (terliyorum.)

-Kafam ısınıyor diyorum.  Gerçekten kafam ısınıyor, boncuk boncuk terler düşüyor yüzümden, saçlarım sırılsıklam ve susmayan bir motor gibi çalışıyor beynim, durduramıyorum, durmuyor! İstemiyorum bunu, lütfen! diyorum. Biraz susturabilir miyiz?

(Teoriden kaçınmadan konuşuyor.)

(Bu kez ben şaşırıyorum. Bilmem ne reseptörlerinin fazla çalışması gerçekten bir motorun içindeki piston gibi ısı açığa çıkarıyormuş. Yani gerçekten “kafam ısınıyor” diye bir şey benim betimlememden de ötesiymiş.)

Konuşmaya devam ediyoruz. Hikayemi biraz öğrenmeğe başladıktan sonra gayet yerinde bir soruyla geliyor bu kez;

-Bu durumunu anormal buluyor musun?

Basıyorum kahkahayı. Öylesine çok düşündüm ki zaten bunu…

-Hayır diyorum, psikolojim bozuk değil, ruh sağlığım yerinde, bozuk olan hayatım, hayat şartlarım…

-Lityum’a devam edelim, 900’e çıkalım, onbeş günde bir gel, düzenli kan ver. Yan etki farkettin mi hiç? Mide bulantısı, iştah problemi?

-Hayır, diyorum. Hayır, tuz yemiş gibi oluyorum sadece.

-Biliyorsun, lityum bir tuz zaten.

-Biliyorum, biliyorum. yaraya tuz basmak bir metafor değildi zaten, beynimize de tuz basalım madem.… Biraz da sakinleştirici? (lütfen?)

Reklamlar