Kimi başlangıçları yapmak diğerlerinden oldukça zordur. Kuşkusuz bizi bir zorluğa sevk eden hatalardan korkmaktan ziyade, bıraktığımız bu ilk izin süregidecek güzel bir başlangıcı bozacağı korkusudur.

Korkularımız ancak olmasını arzu etmediğimiz anların karşılığında doğarlar. Dikkatle bakılırsa aslında korku da tuhaf bir arzu problemi olduğu da görülecektir. Olmasını arzu etmediğimiz anlar ve bunun aksinde olmakta olanın kendini muhafaza etmesini arzu ettiğimiz anlar.

Korku; beklenen bir tehlike olduğu müddetçe düşüncede yaşamaya devam eder ve gerçekleştği vakit korku “artık yaşanmış” ~korkulanla karşılaşılmış~ ve tükenmiş olacaktır. Hiçbir korku, ~korkunun tabiatı gereği~ yaşandığı vakit sürmeye devam edemez. Demek ki korku duygu değil, düşüncedir, düşüncede yaşayandır. Korkunun gerçekliği, kendiliğinin sonudur.

Korkularımız, ihtimalen karşılaşılması beklenen anların, ihtimalen karşılaşılması beklenen sevinçlerinden daha büyük olamazlar. Bu yüzden adına korktuğumuz şeyler, en az duyumsadığımız korkular kadar kuvvetli ve güzeldirler. Diyebiliriz ki, adına en korktuğumuz şeyler aynı zamanda en tutkulu olduğumuz şeylerdir de. Anlayacağınız üzere, bazen hayatı çekilmez kılan bu düşüncenin içinde aslında yoğun bir arzu ve tutku da vardır. Korku yaşama, yaşam korkuya güç verir.

Kimi korkularımızsa, adına korktuğumuz şeyleri özgürce tatmaktan bizi alıkoyarlar. Öyleyse esas sorun, düşüncede kendiliğinden beliren korku değil, korkularımızı ~korkunun içindeki güzelliklere nasıl tahvil edeceğimizi öğrenmektir. Bu çabanın ömür boyu sürecek olan bir mental olgunlaşma olduğunu görerek, onu tanımaya ve keşfe çıkmanın arzu ve tutkuya bağlanarak mümkün olacağı kanaatindeyim. Korkularımız, korkularımızdandır.

Reklamlar