Delicesine bağlanmak istiyorlar. Delicesine aşık olmak, delicesine sahip olmak hatta bazen delicesine ait bile olmak. Ani bir bakışla tutkulularmış, mesele sahibiymiş gözüken onların, kendini rüzgarın boşluğuna bırakmış bir kuş gibi oradan oraya nasıl amansızca savrulduklarını, içlerini kavuran derûn sancılarını büyük bir ustalıkla nasıl gizlemeye çalıştıklarını görüyorum. Oysa, yeni bir kurgunun mümkün olması ihtimal olsun; azaplarını dindirecek en ufak bir başka karşılaşmada, meselelerinin bir anda nasıl değiştiğini, bunca zaman uçuşup durdukları virtüel ger(ek)çekliklerinden tiksinerek ve yavaş yavaş nasıl sıvışmaya çalıştıklarını görüyorum. Üstelik bunu görmek için bir çabaya gerek yok. Kafamızı usulca kaldırıp şöyle bir etrafımıza bakmamız yeterli. Çepeçevre kuşatılmış durumdayız. Çepeçevre tehdit altında, birilerinin duygusal boşluklarını yalıtmak için kullanılmaya amade durumdayız. Orada öylece duruyor olmak yeterli. Birden size aşık olabilirler, birden sizinle bir meselenin ortağı olmak isteyebilirler. Birden etrafınızı kuşattıkları yetmezmiş gibi, hayatınızı da kuşatabilirler.

Böylelerine karşı uyanık olmak çare etmez. Sizi teslim almak için tüm hayat tecrübelerine inandırırlar. Kimisininse yaşam örüntüsünün içinde yalnızca hayaller kurmağa, ve yalnızca kurmakta olduğu hayalleri gerçeğe biraz daha yakın hissetmek için karakterlendirmeye gereksinimi vardır. Ne demek istediğimi az çok anlıyorsanız, en talihsiz olanın bir gün o karakterlerden birisinin kendimiz olduğunu farketmemiz olacağını da anlayacaksınızdır. Fakat yine de çoğu kez, bir başkasının hayalleri içerisinde var olmaktan büyük bir hoşnutluk duyarız. Birbirimizle, birbirimize dair hayal kurmanın nasıl sınırlayıcı, nasıl belirleyici ve nasıl karar verici olduğunu görmeliyiz. Bir şekilde tatmin olmayan hayallerin hınca hınç yaratacağı tahribattan korkmak, henüz yolun başında bundan sakınmak gerekir…

Reklamlar